Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemize gönderi yapmadan önce kayıt olmanız gerekmektedir.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üye: 7
» En Son Üye: Fatma
» Toplam Konular: 649
» Toplam Yorumlar: 987

Ayrıntılı İstatistikler

 
RasitTunca-4 Hz isa ve 4 Halifesi ve Dört incil Markus Matta Juhanna ve Luka
Gönderen: Raşit Tunca - 08-13-2026, 10:22 PM - Forum: Raşit Tunca Makaleleri - Yanıt Yok



Hz isa ve 4 Halifesi ve Dört incil Markus Matta Juhanna ve Luka

Tek İsa’ya Dört Tanık

Yeni Antlaşma (İncil) Hristiyan aleminde, “İncil’ler” olarak bilinen dört bölümle başlar. Bunların her biri İsa Mesih’in yaşamını anlatır. “İncil”in kelime anlamı, “iyi haber” veya “müjde”dir. Dolayısıyla, “İncil”, beklenen Mesih ile ilgili müjdedir. Kitap, kapsadığı bölümler açısından İsa Mesih’le ilgili müjdenin kaydıdır. Bu açıdan, “Dört İncil” dediğimiz zaman, Yeni Antlaşma kitabının dört bölümünden söz ediyoruz.

Başlangıçtan beri Hristiyan alemi hiçbir zaman dört İncil’den fazlasını kabul etmemiştir ve bugün elimizdeki İncil’ler de bunlardır. Dört İncil ikinci yüzyıldan da önce Roma İmparatorluğun dört bir bucağına yayılmış ve olduğu gibi okunup öğrenilmişti. Elimizdeki, “Dört İncil” ilk yüzyılda isimleriyle anıldıkları kişiler tarafından kaleme alındılar. Bu dört İncil İsa Mesih’in yaşamının gerçek kayıtlarıdır ve Tanrı’nın Ruhu’nun esiniyle, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından kaleme alınmışlardır. İsa Mesih’in hayatını anlatan dört İncil’den her biri, İsa Mesih’in insanlığa getirdiği müjdeye değişik bir açıdan bakar. Her İncil tek başına, Tanrı’nın Oğlu İsa Mesih’in güçlü bir bildirisi olarak ayakta durmaktadır.

Neden birden fazla İncil vardır?

Bu noktada iki neden bulunmaktadır:

1) İncil’lerdeki tanıklıklar birbirini destekler ve aynı şeyler dört kez tekrar edilerek Mesih’in yaşamının büyük tarihsel gerçeklerini bilmemizi sağlar. Bir mahkemede birçok tanığın tanıklığı sadece bir tanığınkinden daha güvenilir sayılır. Buna karşın tanıklıkları kelimesi kelimesine birbirlerininkine uyuyorsa, birbirleriyle işbirliği yaptıkları şüphesi uyanır. Birbirlerini destekleyen tanıklıklarda aktarılan bilgi aynı olup kullanılan sözlerin birbirlerinden farklı olması, tanıkların dürüstlüğünü gösterir. Aynı şekilde, Dört İncil’deki benzerlikler ve farklılıklar da onların gerçekliğinin ve güvenilirliğinin kanıtıdır.

2) Her İncil, Mesih’i ayrı ve bilerek belli bir bakış açısından gösterir. Sıradan bir insanın yaşamının kaydını yaparken, bir biyografi yazarı onun sosyal yaşamını, bir diğeri kişisel ya da özel yaşamını ve bir başkası da psikolojik biyografisini yazabilir. Her biri amaçlarına göre, bazı gerçekleri seçip bazı gerçekleri yazılarına katmayabilir. Aynı olayları anlatırken bile, her biri farklı ayrıntıları vurgular.

Örneğin, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü ele alalım. Onun bir komutan olarak yeteneklerinden söz etmek isteseydim, Çanakkale Savaşı’ndan bazı olayları seçerdim. Ona büyük bir sosyal reformcu olarak ilgi duyuyorsam, Türkiye Cumhuriyetine ve toplumuna tanıttığı bazı devrimci değişiklikleri seçerdim. Yine, eğer sözcükleri kullanma yeteneğiyle ilgileniyor olsaydım, bazı ünlü sözlerini ve konuşmalarını seçerdim. Biyografide yer alan olayların seçilip düzenlenmesi amacıma bağlı olurdu. Sonunda ortaya çıkan biyografiler birçok bakımdan birbirlerinden farklı olsa da yine de her biri Atatürk’ün tamamen geçerli bir biyografisi olurdu. İncil’ler için de durum aynıdır. Her birinin kendi amacı vardır: Bu yüzden her biri kaydedilmiş olan gerçekleri kendisine göre seçmiş ve düzenlemiştir.

Mesih’ini sadece bir değil, dört ayrı mercekten görmemize izin veren Tanrı’nın bu planından ölçüsüz bir biçimde yararlanırız. Birçok iplikten yapılmış bir ip, ipliklerin teker teker kendi kuvvetlerinden daha kuvvetli olduğu gibi, İncil’in yazarlar tarafından bildirilişi, ayrılığındaki birlik ve birliğindeki ayrılıkla bir bütün olarak, teker teker kendi tanıklıklarından daha kuvvetlidir.

Dört İncil bir kişi üzerine dört tanıklıktır. Bunun için bazen bu dört bölüm, “Matta’ya göre İncil”, “Markos’a göre İncil” v.b. şeklinde tanımlanmıştır. Her portre Mesih’i belirli bir ışığın altında ya da ilişkide açıklamak için dikkatle çizilmiştir. Peki bu dört bakış nedir? İlk yüzyıldan beri, aşağıdaki perspektifler Hıristiyanlar arasında genel olarak kabul edilmiştir:
Matta – İbrahim’in ve Davut’un Oğlu Kral Mesih

Matta İncil’inin amacı bize İsa’nın, Kutsal Yazılar’da vaat edilen Mesih, İbrahim ve Davut’un oğlu, Göklerin Egemenliğinin mirasçısı ve özellikle de Yasa’yı veren Kral olduğunu göstermektir.
Markos – Büyük İşler Yapan Tanrı’nın Kulu Mesih

Markos bölümü bize İsa’yı, Tanrı’nın yetkili Kulu, sabırlı İşçisi olarak göstermektedir. Bu nedenle de Mesih’i kanun yapmaktan çok çalışırken, konuşmaktan çok hizmet ederken görüyoruz.
Luka – İnsanların dostu olan Adem Oğlu Mesih

Luka’da İnsanoğlu olan İsa’nın kayıp insanlara sevecenliğini, merhametini ve ilgisini gösteriyor. Burada O’nu sadece İbrahim’in soyu için değil, bütün insanlık için gelmiş olan ikinci Adem olarak görüyoruz.
Yuhanna – Göklerden gelen Tanrı’nın Oğlu Mesih:

İlk üç İncil İsa’nın yaşamını genellikle aynı yönden alır, onların birçok ortak yanı vardır. Ama Yuhanna’nın tanıklığı bize Mesih’i, diğerlerinden çok farklı bir biçimde gösterir. Burada Mesih öncelikle yukardan gelen Kişi, Tanrı’nın Oğlu ve Sözü olarak görünür. İsa Kendisinin Baba’yla bir, dünyanın Işığı, Yol, Gerçek, Diriliş ve Yaşam olduğunu bildirir.

Diğer özel vurgulamaları görmek de mümkündür. Örneğin, Matta açık bir şekilde Yahudi okurlara seslenip İsa’yı Musa’nın Yasa’sının yerine gelmesi ve tamamlanması olarak gösteriyor. Markos, Romalı bakış açısına sahip olan okurlara daha uygundur, İsa’nın öğretileri yerine; hizmeti ve gücü daha çok vurgulanmıştır.

Luka İncil’ine giriş hakkındaki en çarpıcı şey, kendisinin de gösterdiği gibi, Tanrı’nın lütfunun bütün insanlık için olduğudur. Grek yani Yahudi olmayan dünyaya hitap edilmiştir. Kutsal Ruh’un diğer üçünden epey bir süre sonra Yuhanna’ya yazdırdığı İncil, yukarıdaki üç grubun hepsine hitap edip onları imana çağırmanın yanı sıra, Mesih İnanlıları Topluluğu’nda Mesih’in Kimliği konusunda gelişen ince yanlışları yanıtlamak için çok uygundur.

Dört İncil – Ortak Tanıklık

Buna karşın, İncil’in önemli bir yönü vardır ki bu her dört anlatımda da bulunur. Bu, O’nun doğumu, vaftiz olması, oruç tutması, mucizeleri ya da dağda görünüşünün değişmesi değil; çarmıhı ve dirilişidir.

İsa’nın sayısız etkinlikleri ve sözleri arasında, ölümü ve dirilişi ortak tanıklık için harika bir konu olarak seçilmiştir. İbrahim’in Oğlu acı çeker ve ölür. Tanrı’nın Kulu acı çeker ve ölür. Adem’in Oğlu acı çeker ve ölür. Tanrı’nın Oğlu acı çeker ve ölür. İbrahim’in Oğlu ölümden dirilir. Tanrı’nın Kulu ölümden dirilir. Adem’in Oğlu ölümden dirilir. Tanrı’nın Oğlu ölümden dirilir.

SONUÇ

“İncil” sadece bir kitabın ismi değildir. Dünyanın tek Kurtarıcısı olan İsa Mesih’in mesajıdır. İncil İsa Mesih’in Kendisidir. Müjde İsa Mesih’in Kendisidir. “Bunlar, İsa’nın O'nun (Hz. Mehdi nin Kutsal Ruuuuuhun) Oğlu Mesih olduğuna iman edesiniz ve iman ederek O’nun adıyla yaşama kavuşasınız diye yazılmıştır.” (Yuhanna 20:31).

Eski Antlaşma’da peygamberler gelecek olan Mesih’i ve O’nun yapacağı işleri önceden bildirdiler. Şimdi O geldiği için, Tanrı bu haberi bütün insanlığa bir değil, dört yetkili tanıklık aracılığıyla duyurdu. Tanrı’nın Kendisinin seçtiği tanıkların sözleri aracılığıyla tek Müjde’nin dört yanını gören bir perspektifle kusursuz anlatımına sahibiz. Yeryüzünde bu Müjde’nin gücünü değiştirebilecek ve azaltabilecek hiçbir güç yoktur.

Neden Dört İncil Var? Dört İncil dediğimizde ne anlıyoruz? Gerçekten de toplumda inanıldığı gibi dört tane İncil mi var?

Dört İncil dediğimiz, esasen İncil’in 27 kitapçığından ilk dördüdür.

Bu yukardaki bir dostun yorumudur.

Müslüman Alimlerin bu husustaki Yorumu da şöyledir biz ise bu konudaki Yorumumuzu en son yayınlaycağımız vaazımızda konu edineceğiz inşallahu rahman dua edesinizde rabbim muvafak kılsın inşallah

Bugün dağıtılan İnciller Kitab-ı Mukaddes olarak dört İncili de içerisine almaktadır.

Geçmiş peygamberlerde olduğu gibi, Hz. İsa'nın (a.s.) sağlığında da İncil, yazılı kitap hâline getirilmemiştir. Çünkü İsa (a.s)'ın tebliğ süresinin kısa oluşu ve yaşadığı devrin şartları buna elvermiyordu. En erken yazıları İncil, İsa'dan sonra yetmişli yıllarda kaleme alınmıştır. Dolayısıyla Hz. İsa'nın tebliğ ettiği hakikatler anında kaydedilememiş, sonradan yazılan İncillere insan sözü karışmış ve böylece kitabın aslı tahrife uğramıştır.

Bugün kilisece kabul edilmiş dört resmi İncil vardır: Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleri. Bunların Havarilerden geldiği ve sahih olduğu kabul edilir. Bunlardan ilk üçü -birtakım ayrılıklara rağmen- ana mesele ve bölümlerinde birbirlerine yakındırlar. Bunlara, "aynı bakış açısıyla yazılmış anlamında, Sinoptik" İnciller adı verilir. Bu üç İncil, zaman bakımından dördüncü incilden öncedirler. (1)

Bu dört İncil'den Markos'un İncilinin en eskisi olduğu, Matta ve Luka İncillerinin, hem bunun eski şeklinden, hem de kaybolan ve "O" denilen bir kaynaktan metinlerini aldıkları söylenmektedir. Bu İncillerin dördüncüsü olan Yuhanna İncili ise, oldukça geç yazılmış mistik yönü ağır basan bir İncildir. (2)

Dört İncil ve yazarları şunlardır:

Matta İncili: Yirmi sekiz babtır. Matta, Havarilerden biri olup, M. 70 yılında Hristiyanlığı yaymak için yerleşmiş olduğu Habeşistan'da ölmüştür. İncilde Hz. İsa (as)'ın Mesihliği üzerinde durur.

Markos İncili: Markos, Havarilerin reisi olan Petrus'un talebesidir. Hristiyanlığı yaymak için yerleşmiş olduğu Mısır'da M. 62 yılında ölmüştür. İncili on altı bab olup Hz. İsa (as)'ın hayatından bahsetmektedir.

Luka İncili: Doktor veya ressam olduğu söylenen Luka, Pavlos'un talebesidir, Havari değildir. İncili M. 60 yıllarında yazmıştır. Yirmi dört babtır. İsa'nın hayatı ve tebliğ ettiği şeylerden bahsetmektedir.

Yuhanna İncili: Yirmi dört bab olan bu İncil'i yazanın Yuhanna'nın talebesi olduğu sanılmaktadır. Bu İncil'de Hz. İsa (as)'ın, Allah'ın oğlu olduğu tezi üzerinde ısrarla durulmaktadır. Aslında bugün elimizde bulunan İncil'de bu dört İncilin dışında yirmi üç İncil daha olup toplam yirmi yedi incilden meydana gelmiştir. Halbuki Allah'ın Hz. İsa (as)'a indirmiş olduğu İncil birdir. (Ahmet Kahraman, Dinler tarihi, İst. 1968, s. 189).

Bir ilim adamının tespitlerine göre bugünkü İncillerin gayesi; Hz. İsa'nın sözlerini ve işlerini aktarmakla, onun yeryüzündeki risaletinin tamamlandığı sırada, insanlara bırakmak istediği talimatları onlara tanıtmak olmuştur. Talihsizlik, İncil yazarlarının bildirdikleri olayların görgü tanığı olmamalarından ileri gelir. Onlar, Hz. İsa'nın hayatı hakkında muhtelif Yahudi-Hristiyan cemaatlerinin, bugün kaybolmuş bulunan ve sözlü rivayetle nihai metinler arasında vasıta rolü oynamış olan, sözlü veya yazılı durumda korunan bilgilerin, o toplulukların sözcüleri tarafından anlatılmalarından başka bir şey değildir. (Maurıce Bucaılle, a.g.e., s. 369).

Dört İncil’de bulunan bazı tahrif belirtileri ve çelişkileri şöyle sıralayabiliriz:

1. Matta, Markos ve Luka İncillerine göre Hz. İsa(as)’ın risaleti bir yıl, Yuhanna’ya göre ise iki yıldan fazla sürmüştür.

2. Hz. Davud’dan (a.s.) Hz. İsa (as)’a kadar geçen kuşakların sayısı Matta’ya göre yirmi altı iken Lukaya göre kırk'tır.

3. İncillerin bazı yerlerinde Hz. İsa (as)’a uluhiyet isnad edilirken, bazı yerlerde de ona insanoğlu denmektedir. Bu ikisi arasında gözden kaçmayacak açık bir çelişki görülmektedir.

4. Hristiyanlığa göre Hz. İsa (as) çarmıha gerileceği sırada “Allah’ım! Allah’ım! Beni neden terk ettin!” diye Allah’a yalvarmıştır. Bu söz Tanrı İsa’nın ise, onun Tanrı olduğu halde kendini koruyamadığı anlaşılıyor. Peygamber İsa’nın sözü ise, onun Tanrı’yı hakkıyla tanımadığı anlaşılıyor. Çünkü bir peygamber “Allah’ım! Beni neden terk ettin?” demez. Bizim inancımıza göre ne Hz. İsa çarmıha gerilmiş, ne de böyle bir yakarışta bulunmuştur.

5. Matta, Hz. İsa (as)’ın soy kütüğünü Hz. İbrahim (as)’e kadar kırk kişi olarak verirken, Luka bunun elli beş olduğunu söyler.

6. İncillerde Hz. İsa için sık sık “Allah’ın oğlu”, “Yusuf’un oğlu”, “Davudoğlu”, "Ademoğlu” gibi ifadeler kullanılır. Bunların arasında açık bir çelişki vardır.

7. Markos İncil'inde, İncil Allah’a, Romalılara Mektub kitabında ise, Hz. İsa (as)’a nispet edilir.

8. Luka İncilinde bir yerde kurtarıcı Hz. Allah, diğer bir yerde de Hz. İsa (as) olarak verilmektedir.

9. İncillerde Tanrı'nın görülüp görülemeyeceği hususunda çelişkili bilgiler bulunmaktadır.

10. Bu İnciller, Allah Teala’ya nispet edilemeyeceği gibi Hz. İsa (as)’a da nispet edilemez. Allah’a nispet edilemeyeceğini, aslının korunamadığından, yazıya geçirilemediğinden, ortada, üzerinde ittifak edilen ortak bir metin olmadığından vb. durumlardan anlamaktayız. Hz. İsa (as)’a nispet edilemeyişini ise bu İncilleri onun yazdırmayışından, onu dinleyen ve dinleyenleri dinleyenlerin yazdıkları İnciller içinde bulunan tutarsızlık, yanlışlık ve çelişkilerden anlamaktayız. Bu İncillerin Hz. İsa (as)’a ait olmayışının diğer bir sebebi de çarmıh olayının İncil metinlerinde geçmesidir. Çarmıhın İncillerde zikredilişi, bu İncillerin sonrakiler tarafından kaleme alındığını gösterir.

Bu gibi çelişki ve tutarsızlıkların Allah’a nispet edilen bir kitapta bulunamayacağına, diğer taraftan bir peygamberin kendini tanrılaştırıp tanrıyı da insanlaştıramayacağına göre, Hristiyan kutsal kitabının sonradan insan eliyle yazıldığı ve tahrif edildiği ortaya çıkmaktadır.

Netice olarak;

Bugün Hristiyanların elinde bulunan farklı İncil metinleri yüce Allah tarafından gönderilen asıl vahiy ürünleri değildir. Çünkü Hz. İsa (as) peygamberliği döneminde ne yazmış, ne de yazdırmıştır. O semaya yükseltildikten sonra, bazı öğrencileri Hz. İsa (as)’dan dinlediklerini, Hz. İsa’nın öğrencilerinin öğrencileri ise hocalarından duyduklarını kendi metotlarına göre yazmaya başladılar. Böylece mübalağa etmeden söyleyecek olursak yüzlerce İncil metni ortaya çıktı. İşin içinden çıkmak maksadıyla oluşturulan komisyondan -İznik Konsili de- üç yüz yirmi beş İncil incelendi ve bu İncillerden dört tanesi sahih, diğerleri sahte sayıldı. Ancak tartışmalar bununla bitmedi. Örneğin Barnaba ve Ebionitler İncili sahte sayılan İnciller arasına dahil edildi. Halbuki bu İncillerde Hz. İsa (as)’ın tanrı olmadığı, çarmıha gerilenin de o olmadığı, onun ancak Allah’ın kulu ve resûlü olduğu, ondan sonra bir peygamber geleceği ve Allah’ın bir olduğu bildirilmektedir.

Bugün elde bulunan İnciller, Hristiyan müntesiplerine yol göstermekten uzak bulunuyor. Geçmişte ve günümüzde en çok Müslüman olanların Hristiyanlardan olması dikkat çeken bir husustur. Hristiyanlar, özellikle teslis akidesini -Tanrı'nın Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’tan meydana geldiğini- kabul etmekte zorlanıyorlar. Bunu akıllarıyla izah edemiyorlar. Çünkü Allah’ın birliği akidesi Hz. Adem (as)’dan beri tüm peygamberlerde tartışma konusu bile yapılmamışken, Hristiyanlıkta korkunç bir sapmayla üçlü tanrı anlayışının ortaya çıkması, insanları ikna edememektedir.

Bugün dünya gündeminde insanlığın tüm dinî, akidevî ihtiyaçlarının yanında dünyevî, uhrevî ve ruhî gereksinimlerini tatmin edecek yegane kaynak Kur’an-ı Kerim’dir. Çünkü Yüce Allah İslam dinini tüm dinlere üstün kılmak ve nurunu cihana yaymak için göndermiştir. Bu dinin yeni tabirle yol haritasını Kur’an-ı Kerim belirlemektedir.

EDitörden SONUC

islamın Dört Halifesi olduğu gibi isa nın da 4 Halifesi bu Dört Havarisidir dört yakın arkadaşı nasıl müslümanlık bu dört koldan yayıldığı gibi isavilikde bu dört koldan yayılmıştır. Yeni Vaazimızı dört gözle bekleyin inşallah

21.05.2020 isavi takvimine göre  isa nın cennete yükseldiği gün

The Day off chrıstıl himmelfahrt 2020

Bu öğeyi yazdır

RasitTunca-4 Cin Mescidi'nin Yapılma Sebebi olan Bir Cin Taifesinin Peygamberi Alıp Gitmesi Olayı
Gönderen: Raşit Tunca - 08-13-2026, 10:20 PM - Forum: Raşit Tunca Makaleleri - Yanıt Yok


Cin Mescidi Meselesi ve Peygamberimizin Sekaleyn Peygamber Olması Makalesi

Selamünaleyküm
Bugün 27 Ramazan 1442
Miladi 9 Mayıs 2021 öğlen namazı vakti
Bu makalemiz, peygamberimizin "Sekaleyn Peygamber" , Yani hem cinlerin hem de insanların peygamberi olması meselesi, ve "Cin Mescidi" hakkında biraz bilgi konusunda olacak.

Peygamberimizin birinci eşi olan Hazreti Hatice Annemiz Mekke'de "Cennetil Mualla" denilen kabristanda yatmaktadır. Cennetil Mualla, Kabe'nin arka tarafından gidildiğinde, şehrin arka bir yerindedir.
Hatice Annemizin vefatını, ben internette aradığımda, Miladi 620 yılında vefat ettiği söyleniyor, hesap edebildiğim kadarıyla, hicretten 10 sene önce vefat etmiş gibi görünüyor, Çünkü kabristanı Mekke'de. Eğer hicretten sonra vefat etmiş olsaydı, kabristanı Mekke'de olmaz Medine'de olurdu, Hatice annemizin. işte Peygamberimizin, Hatice annemizi kabrinde ziyarete, cennet-ül Mualla ya, yani Mualla kabristanına ziyaretlerinin birisinde,  ashabından birisi de yanındaymış, şu anki Cin Mescidi denilen mevkiye geldiklerinde, Cin taifesinden bir taife, Peygamberimizi orada tutmuşlar, O'nunla Cin suresinde geçen olay meydana gelmiş, ve onlar uzun süredir bir doğru söz, Hak söz aradıklarını, ve O'nu da (Haksözü) Peygamberimizin Kur'an okuyuşunda bulduklarını, ve kendilerinin de bir peygambere rehbere ihtiyaçlarının olduğunu, onlara da inmiş olan kur'an-ı Kerim'i ve İslam'ı tebliğ etmesi için, Onu kendi kabileleri ve taifesi içine götürmek istediklerini bildirirler, Ogünlerdeki Cinlerin iyileri, Mümin olanları, Allah'a itaat edenleri. Peygamberimizin yanındaki Ashab-ı Kiram korkmuş Peygamberimize bir şey olacak diyerekten, bir şey yaparlar diye, bir kötülük yaparlar diye, O'da O'nunla birlikte gitmek istemiş, Asabı nın İsmini şu anda bilmiyorum, Fakat Peygamberimiz O'na buyurmuş, Sen Ben geri dönesiye kadar orada bekle sakın yerinden hareket etme buyurmuş. Peygamberimiz cin mescidinin olduğu mevkiden onlarala birlikte birden kaybolmuş yok olmuş, Cinler onu almış götürmüşler, gözden kaybolmuş. uzun süre sonra Peygamberimiz Tekrar aynı yerden geri gelmiş, ve o ashabı ıle geri evine dönmüş. Bu böyle böyle üç gün tekrar ettiği rivayetleri var. 3 gün aynı yere gidip aynı cin taifesinin O'ndan islamı öğrenmek ve bilgilenmek için, kendi toplumlarına yani Kuranda Geçen "Taifei Cin" e götürdükleri ve İslam'dan bilgileri ondan öğrendikleri rivayeti var, Cin suresinde, işte bu olay üzerine inmiştir "Cin Suresi" ve o cin Mescidi denilen Mescit Peygamberimiz'in yaptığı, ya da onun döneminde yapılmış bir Mescit değildir, Peygamberimiz onun için de Namaz kılmış değildir, Bu olayın Vuku bulduğu mevkiye inşa edilmiş olan, sonradan inşa edilmiş olan, bir Mescit, yani oranın unutulmaması için dikilmiş, bir bina ya da işarettir. yoksa cin Mescidi Peygamberimizin zamanında içinde namaz kıldığı yaptırdığı bir Mescit değildir. Peygamberimizin, Hatice annemizi kabristan da ziyarete giderken, yolun üstünde olmuş olan olaydır. Zaten Cin Mescidi de, Cennetül Mualla ya giderken, sol tarafta dır, daha kabristana varmadan az önce, yolun yarısında, sol taraftadır. Az ileride büyük pazar vardır. Altın,inci,mercan,... satılır işte orada çoğunlukla, nereden geldiği belli olmayan, taa Süleyman Aleyhisselam zamanında, cinlerin çıkardığı bazı hazineler İnciler de mercanlarda o Pazarda Satılır, Fakat hemi alan, hemii satan gizlidir o pazarda. O pazarda Dükkan sahibi gibi bazı insan Suretinde Cinlerde Vardır. Zamanın yolcularına Zamanın sahiplerine allah Dostlarına bazı özel hediyeler de satmaktadırlar. ve ama onu herkes görmez, o mekan içinde mekan, zaman içinde zaman halindedir. Biz de oradan  3 dizi İnci, 3 torba Nakşibendi hatmesi için "Hatme Taşı" aldık. Bir torbası (100 Tane) Mavi Elmas gibi, bir tanesi renkli değerli taşlardan, bir tanesi de başka renkli taşlardan, Hatme taşı aldım ve Avusturya'ya getirdim Geçenki vaazda gösterdiğim o mavi elmas dediğim, Kutup yıldızını temsil eden mavi elmasları, Biz Hatma taşı olaraktan, yani zikir taşı olaraktan satın aldık. Bizim Kutup Yildızımıy gb 100 kutup yıldızlarını ben been tek başım hatme yapıp tesbih eden adamım 100 tanesi benim tesbihimdi, benim tesbihim, onun gibi İki torba daha başka değişik taşlar vardı, o Kutup Yıldızı'nın benzeri taşlar iki torbe(200 tane) bir torbasını Schrems'teki Nakşibendi Dergahı "Mescidi Mevlana" daki Sofiler Hatme çeksin diye onlara hediye etmiştim, Hala onların elindeyse vekil Mehmet Hoca'nın elindeyse biliyorlardır, galinba oda götürmüş renkli taşlı diye viyana dergahına hediye etmiş şimdi nerededir bilmiyorum. Bir torbası evde dağıldı kayboldular, çocuklar tarafından. Kalanda mavi elmas olanlar kaldı. baktığınız zaman normal taş, cam taş gibi, farkı yok, ama dedim, Yani ben işte Kutup yıldızlarını Hatme taşı diye tesbih ettiğim taş. Onlar ben yani biz "Raşidi Tarikatı Mensupları" devaran ettiriyoruz. 100 tane Kutup yıldız gibi Kutup yıldızı da bizim Zikir taşımız. Taşları taşlara vuraraktan zikretme meselesi de, Hazreti Ebubekir efendimiz, Yerden çakıl taşları almış, ve taşları taşlara vuraraktan Zikredermiş, Peygamberimizden aldığı talim üzeri, ve taşlar Allah dermiş vurdukça, taşların Allah dediğini duyarmış, çektiği Zikiri onların da çektiğini duyarmış, yani Cemadatın sesini duyma meselesi, cansız varlık dediklerimizin sesininde duyulması meselesi vesselam.

Bu bir Karoglan Makalesidir
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems,  9 Mayıs 2021

Bu öğeyi yazdır

RasitTunca-4 Şabiyaldal Nedir?
Gönderen: Raşit Tunca - 08-13-2026, 10:15 PM - Forum: Raşit Tunca Makaleleri - Yanıt Yok


Şabiyaldal Nedir?

Selamün Aleyküm
Bu makalemizin konusu Şabiyaldal Nedir?

Düne kadar Benim bildiğim kadarıyla, ailemden gördüğüm kadarıyla, Şabiyaldal yazın kış meyvesi kışın da yaz meyvesi yemek demek anlamına geliyordu Benim bildiğim kadarıyla.
Amma yeni bilgilere ulaştım, bunun bir seronomi yani bir şeyi kutlama, ya da anma için yapıldığını öğrendim. Bir sebebe Münhasıran yapıldığını öğrendim.
Ailemden gördüğüm, Çocukluğumda, oturma odanızın dışında başka bir odamız vardı, ve tavanı masif ağaçtan idi, babam ve annem bağımızdaki üzümlerden salkım salkım, ve pazardan aldığımız kışlık kavunlardan ve karpuzlardan, saplı olanlarını alır, ve tavandaki çakılmış çivilere, ip ile asarlardı, elsebeb meyveler kışa kadar çürümeden kalsın diye, ve kış geldi mi de, kışın yaz meyvesi tadı alalım diye, böyle saklanırdı. Ve kış geldi mi, onlardan, kavundan Üzümden indiririz ve yenirdi, yerken de babam "Şabiyaldal, Şabiyaldal" derdi. Benim Babama Şabiyaldal ne demektir sormak hiç aklıma gelmedi, babam ve anneme gördüğüm kadarıyla, hakkalyakin bildigim ile, bu yazın kış meyvesi, kışın da yaz meyvesi yemek demekti, bu anlamını çıkardım ben buradan. isa efendimizin doğum günü, veyahutta en uzun gece olan, eski kutupların konumuna göre, en uzun gece olan 21 Aralık gecesini, bugün kitap ehlinden bazıları şeb-i Yeldal gecesi olaraktan kutlarlarmış böyle bir bilgiye daha ulaştım. Bende de bunun açılımı oluştu, keşfen bildiğim kadarıyla, şu anda bu konu ile ilgili bilgiyi internette aradım, Bu konuyla ilgili açıklama yapan, yazan kimse yok. Google amca bu konuda fakir kalmış, bu yüzden bu konuyu da ben işleyeyim ve, Benden bu konuyu öğrensinler diye, bir makale yazmak arzusuna girdim, ve bu makaleyi kaleme alıyorum işte, yani İsa efendimiz doğmadan önce, Meryem annemiz mescidde iken, kur'an-ı Kerim'deki ayet ile sabit, ayeti okuyalım


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَاَنْبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًاۙ وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّاۜ كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَۙ وَجَدَ عِنْدَهَا رِزْقًاۚ قَالَ يَا مَرْيَمُ اَنّٰى لَكِ هٰذَاۜ قَالَتْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

Ayet-i kerimenin mealinde şöyle bir mana ortaya çıkıyor, anlatmıştık, daha önce "contası ile pompası eksik" makalemizin devamı olacak bu makale de zaten. Hanne annemiz hamile iken, oğlan çocuğu ve kurtarıcı olan Mehdi olacak olan İsa efendimizi bekliyor, fakat Çocuk doğduğunda, Meryem ve kız oluyor, fakat Hanneannemiz, işte İsa beklediği için, onu mescide adadığını, yani adak olaraktan mescide vereceğine Allah'a söz veriyor, Fakat kız olunca, ilk defa bir kız hizmetli, mescide verilmek durumunda kalıyor, ve adağını yerine getiriyor, Meryem annemizi mescide hizmetli olaraktan veriyor. Zekeriya aleyhisselam da, Hanne annemizin, Allahu alem kardeşi oluyor, Meryem annemizin de dayısı, ve onun(Hz. Meryemin) gözetimini de Zekeriya Aleyhisselama bırakıyor. Mescidde Meryem annemizin yanına, dayısı olan zekeriyya Aleyhisselam dan başka kimse girip çıkmıyor, yemesi içmesi, onun dışarı ile irtibatı, Zekeriya aleyhisselam ile oluyor. ve orada yatıp kalkıyor, ve mescidin hizmetini görüyor, temizliği faln filan her Neyse, bakımı falan, ve oradan da o, Allah ve din bilgilerini öğreniyor, tahsil ediyor Zekeriya aleyhisselam'dan. işte burada ayeti kerime diyor ki :

Allah bu güzel niyetinden dolayı, Hannenin adağını kabul etti, ve Meryemi Mescidin hizmetine aldı, mescid-i Aksa'nın hizmetine aldı ve onu (Hz. Meryemi) orada, sanki güzel bir bitki gibi yetiştirdi, mescidin içinde, Hasen, temiz ve güzel bir bitki gibi, mescidde onu yetiştirdi. burada onun bakımını da Zekeriya ya yükledi, yetişmesinin külfetini de Zekeriya ya yükledi, Zekeriya Aleyhisselam mescide Meryem'in yanına her girdiğinde, Meryem'in yanında, değişik meyveler görürdü, ve bunlar nereden geldi ya Meryem dediğinde, "Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır" derdi Meryem annemiz, bu ayetin meali bu şekildedir.

(Ali İmran suresi 37. ayet)

işte bir kadın aşerikliğine geldiği zaman, olmadık meyveler isteyebilir, yazın kış meyvesi, kışın yaz meyvesi, yazın ortasında kar canı çeker mesela, ama o gün hani soğuk hava depoları Keşfedilmemiş, buzdolabı dolabı Keşfedilmemiş, ama Allahu Teala Melekleri sayesinde, bu ışınlanma teknolojisi sayesinde, yahutta Cebrail Aleyhisselam veya benzerleriyle, karşı Kutupta mevsim ilkbaharken, bizim Kutupta sonbahar, karşı Kutupta Yaz iken, Biz de kış, öyle olunca, dünyanın zaten bir yerinde yaz mevsiminin meyveleri varken, bir tarafında kış mevsiminin meyveleri var, Allah'ın bunu bir kuluna, evliyasını Enbiyasını, Mehdisinii Sebeb kılıp, oradan oraya bu meyvaları taşımasında bir zahmet yok. Bu meyvalar Cennetten, yahut Allah'ın katından inme değil, bu meyvalar, dünyamızdaki iki kutupta iki ayrı meyve var zaten, o kutuptan bu kutuba taşınmış, Fakat o gün Meryem'in yanına, Bu meyveler kim getiriyordu, ne ile getiriyordu, nasıl getirdi, o konuda bilgimiz yok, ama bildiğimiz şu ki, iki yarım küre de ayrı iki mevsim yaratmışken, yani öyle iki kutupta 2 Tür meyve aynı anda dünyada mevcut zaten.

ve işte "Şabiyaldal" Bazı kaynaklara göre, 21 Aralık'ta, diğer dinlerde kutlanan bir seramoni, yani işte, yazın kış meyvesi, kışın yaz meyvesi yenmesi ki, Meryem annemizin isa efendimize aşermesi sebebiyle olabilir, Benim keşfi veya tahmini bilgime göre. Çünkü aşermek, insan fabrikası olan annedeki, eksik olan gıdaların, yeni yapılacak Çocuk'ta, tam manası ile oluşturulabilmesi için, fabrikada eksik olan malzemenin, annenin iştahıyla istenmesi ve, onun babası ve akrabaları tarafından, O kadına o insan fabrikasına yedirerekten, yeni yapılacak çocuğun malzemesinde, eksik bir malzeme olmamasını sağlamak için, Allah'ın doğal süreçte, Duygu olaraktan koyduğu bir araç aşermek.
yeni çocuk işte hiçbir azadan noksan olaraktan dünyaya gelmesin diye olur. İşte o malzeme, Belki yazın bulunmayan bir meyve de vardır, O da işte öbür kutuptan getirilip, hamile anneye sunulduğu zaman, yeni doğacak çocuğun malzemesi, tam malzeme olup, azadan noksan olmaz, akıldan noksan olmaz, güzellikten noksan olmaz, sebebi de budur aşermenin. İşte isavi iyilerin Peygamberi olan İsa efendimizi musevilerin katlettiği gün ve gece olan, yani karanlığın ve kötülerin, en son Haddesine ulaşıp, Allah dedikleri İsa'yı öldürdükleri gece, fakat Allahu Teala'nın da, o nu, Ertesi sabah, Yani gece yarısından hemen sonra, yeni bir annenin gövdesine düşürüp, dogdurduğu gece, yani Şabiyaldal, yeni yıl, Bir yerde batan, bir yerde doğuyor, dünyada Güneş Bir tarafta battı mı, bir tarafta da Doğuyor, Bir tarafta Yaz bitti, bir tarafta kış başlıyor ,Allah'ın doğaya ve kainata koyduğu Yasa ve kanun. İsa'yı onlar orada Öldürseler de, Allah başka bir yerde, İsa'yı aynı anda, saniyesinde, yeniden dogdurdu, ve insanlığa yeni bir yıl bahsetti, İşte Bu Seramoni nin kutlanmasına, yeni yıl kutlamasına da, benim keşfi bilgim ile şabiyaldal denir.

Bu bir Karaoğlan Başağaçlı Raşit Tunca makalesidir
Raşit Tunca
Schrems, 27 Aralık 2020 Pazar, saat 17.19

Bu öğeyi yazdır

RasitTunca-4 "Daarun Nedve" Orjinali ise "Daarun Nebve" Veya "Nebinin Doğduğu Konut(Yer)" Nedir?
Gönderen: Raşit Tunca - 08-13-2026, 10:13 PM - Forum: Raşit Tunca Makaleleri - Yanıt Yok



"Daarun Nedve" Orjinali ise "Daarun Nebve" Veya "Nebinin Doğduğu Konut(Yer)" Nedir? Nerededir?

isa Efendimiz “Seyyidina isa”da Arapça Konuşurmuş ve Demiş ki:

“Dünya bir Köprüdür تأخرًا تأخرًا Geçin Geçin, Yani çabuk çabuk geçin” demiştir.

NOT: Peygamberimizin doğduğu eve دّارٌ نَدْوَ veya arapçada دّارٌ نَبْوَ denir. Yukardaki resimdeki yerde imiş o ev, tabiki o evin günümüze kadar gelmesi zor, o yüzden o yere bu bina yapılmış, ve ben hac ettiğim sene, milli görüş teşkilatından olan, başımızdaki rehber hocamız, Eşref hocanın dediğine göre, orası, bugün kütüphane olarak kuallanılıyormuş malesef. haala varmı? yıkdilarmı? yaptılarmı? ben bir daha göremedim, nasip olmadı bana. "tafaddar"( geç otur ) demek de kullanilan "eddar" burdaki "eddar" dır geç otur, bu eve içeri girince söylenir, evin kapısında ise, Teahhar  تأخرًا denilir — isa Efendimiz yani “Seyyidina isa”da Arapça Konuşurmuş ve Demiş ki:

“Dünya bir Köprüdür تأخرًا تأخرًا Geçin Geçin, Yani çabuk çabuk geçin” demiştir.
yani çabuk geçin, ahiret yurduna geçin demektir teahhar, veya geleceğe ahirete geçin.

internette "DAARUN NEDVE HAKKINDA BULDUĞUM Bir yazıyıda sizle burda paylaşıyorum

Dâru’n-Nedve; cahiliye Mekke’sinde Mekkeli müşriklerin toplantı ve istişare yeridir. Buraya ‘‘şehir meclisi’’ ya da cahiliyye devri ‘‘Mekke şehir devletinin parlamentosu’’ da diyebiliriz. Dâru’n-Nedve’yi Rasulullah aleyhisselâm’ın dördüncü kuşaktan dedesi Kusay bin Kilâb’ın Mekke’de M.440 tarihinde Kâbe’nin güneybatısında ve şehirde ilk defa Kâbe yakınında, kapısı Kâbe’ye dönük olarak inşa ettirmiştir.

Kusay’ın asıl isminin Zeyd olduğu rivayet edilir. Ancak Kusay ismi Zeyd isminin önüne geçmiştir. Nesebi Kinâneoğulları’na, onlardan Adnanoğulları’na ve İsmail aleyhisselam’a dayandırılır. Kusay, 5. Yüzyıl Mekke’sinde dâhil olduğu Kureyş kabilesini imtiyazlı bir konuma getirmiştir. Bu sonraları da devam etmiştir. Kusay, Mekke’yi mahalle mahalle bölerek her kabileyi ayrı bir mahalleye yerleştirmiştir.

Kusay Mekke’nin başında bir nevi onların lideri, hükümdarı olmuş ve her türlü işin başına geçmiştir. Şehrin dini, siyasi, askeri ve sosyal meseleleri o olmadan halledilemez bir hale gelmiştir. Kusay, inşa ettirdiği Dâru’n-Nedve’de Kureyş’in ileri gelenlerini toplar, onlarla şehrin meselelerini görüşür ve yine burada kararlar alırdı. Daha sonra alınan bu kararlar kanunlaştırılıp Mekke toplumu bu kanunlarla yönetilirdi. Kusay, buraya gireceklerin yaşını da kırk olarak yasaya bağlamıştı. Oligarşinin hâkim olduğu Mekke’de, Dâru’n-Nedve; şehrin idari meclisi, bir nevi hükümeti gibi çalışmaktaydı.

Hatırlanırsa görülecektir ki, küfrün ve cehlin babası olan Ebu Cehil Amr bin Hişam ve küfürdaşları burada sık sık toplanırlar ve yeni dini, onun peygamberini ve o dinin bağlılarını sürekli konuşurlardı. Hatta peygamberimize suikast yapılması da burada konuşulmuş ve oy birliğiyle karara bağlanmıştı. Peygamberimiz, İslam askerleriyle birlikte Mekke’ye fethedince Dâru’n-Nedve’de ele geçirilmiş ve küfür ehlinin bu meclisteki görevi de bitmiştir. Daha sonraları Kusay’ın torunlarından biri bu binayı Muaviye radıyallahu anhu’ya satmış ve bu bina valilik konağı olarak kullanılmıştır. (Tarihi kısmı bu kadar vermekle yetinelim.)

Gelelim Dâru’n-Nedve’nin bize çağrıştırdıklarına:

Ey Müslüman! Cahiliye meclisleri olan Dâru’n-Nedveler dün olduğu bu günde faaliyettedir. Ne var ki bu gün bunların isimleri ve cisimleri değişmiştir. Bil ki! İsimleri ve cisimleri değişse de fonksiyonları aynıdır.  Dünkü ile benzer işlev gören tüm mekân ve kurumların sembolik ismi bu günde Dâru’n-Nedvedir. Bir başka değişle, dünkülerin işlevini bu gün icra eden yerler Dâru’n-Nedve’nin günümüzdeki temsilcileridir.

Dünkü ve bu günküler ile Dâru’n-Nedveler, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın emir ve yasaklarını tanımayan yerlerdir. Buralarda, insanlar hevâlarından kararlar almaktadırlar. Alınan bu kararlar kanuna bağlanmakta ve bu kanunlar topluma dayatılmaktadır. Şunu da belirtelim ki, yasaları kitabi/yazılı olmayıp, şifâi/sözlü olan bazı meclisler de Dâru’n-Nedve konumundadırlar. Kimi zaman bir köyde bile bu şer meclisi kurulabilir.

Bizler biliyoruz ki, bireyin kötülüğünün etkisiyle, sistemlerin kötülüğünün etkisi arasında çok büyük farklar vardır. Bir kişi ne kadar kötülük yaparsa yapsın, kötülük üzerine kurulmuş bir sistemle asla boy ölçüşemez. İşte tüm kötülüklerin işlenmesine onay veren ve bu kötülüklerden menfaat sağlayanların başında bu şirk meclisleri/çağdaş Dâru’n-Nedveler gelir.

Öyleyse;

Nasıl ki Rasulullah aleyhisselâm ve beraberindeki sahabeleri (radıyallahu anhum ecmain) Dâru’n-Nedve adlı şer meclisini tanımayıp, ondan uzak durdularsa, bu günde Müslümanlar, çağdaş Daru’n-Nedveleri tanımamalı ve onlardan uzak durmalıdırlar. Dün, Rasulullah ve sahabelerinin yaptığını bu günde Müslümanlar yapmalıdırlar.

Ey Müslüman! Çağdaş Dâru’n-Nedveleri tanımayıp, onlardan uzak durduğun gibi, insanları da onlara karşı uyar!

ALINTI YAzinin kaynagi :
tevhididavet

Bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesi
Schrems, 18.02.2021 Perşemeb Saat 02:00

Bu öğeyi yazdır

RasitTunca-4 Ayak Mantarı Neden Olur Tedavisi Nedir?
Gönderen: Raşit Tunca - 08-13-2026, 10:11 PM - Forum: Raşit Tunca Makaleleri - Yanıt Yok



Ayak Mantarı Neden Olur Tedavisi Nedir?

Selamünaleyküm


Bilindiği gibi insan öldüğü zaman insanın bedeninin toprakta Yiyip çürüten bakteriler vardır.

Peygamberimizden anlatılan bir rivayette : peygamberimizin amcası Ebu Talib, Peygamberimizin ısrarlarına rağmen islamiyeti kabul etmemiş, iman etmemiş, son nefesteyken, Peygamberimiz yanında tekrar teklif etmiş amcasına, fakat amcası, oradaki kureyşlilere bakaraktan, gururundan, ve onlar "korkusundan Müslüman oldu" derler diye, gruruna yenik düşüp iman edip, İslamı kabul etmemiş. ve hayata gözlerini yumduktan sonra, Peygamberimiz amcasını çok sevdiği için, amcasının Bütün bedenini, mübarek elleriyle mesh edip sıvazlamış, fakat bir rivayette bilerekten, bir rivayette de unutarak dan, ayaklarının topuklarını, yani ayaklarının altını mesh etmeyi unutmuş, ya da bilerekten mesh etmemiş.

Ve işte Peygamberimizin başka bir rivayetinde de : Cehennemin en hafifi, Cehennem sıcağının, ayaklarının altından girerekten, beyni eritecek kadar azap vermesi diye tarif etmiş. işte Ebu Talip gibilerin Cehennemi, ayaklarının altından Cehennem sıcağı girip, beynini eriterek ten ona azâb edecek olan, cehennemin en yumuşak tabakası.

işte bu ikisini birbirine bağladığımız zaman, ve insanoğlu toprağa çıplak ayakla bastığı zaman, topraktaki, o insanın çürüten bakteriler ayaklarına saldırmakta, ve kaşıntı şeklinde, yani mantar dediğimiz hastalığı oluşturmakta. Çünkü O daha diriyken, diri bedenini Ölü bedeni gibi yemeğe başladıkları için, o kaşıntı, onların küçük küçük ısırmalarının sebebiyle.

SEBEBi

işte bu yüzden toprağa neymiş efendim topraklama yapmak için, çıplak basmak İyi diyorlar, Fakat işte ayaklarımız hassas, toprağa çıplak basmak yüzünden, mantar hastalığı, yahutta ölü yiyici bakteriler vücudumuza saldırmaktalar. onun için toprağa ayakkabı ve terlik de basmanız, bu hastalığın Siz de de baş göstermesine engel olur. Fakat yine cami ve mescitlerde, abdest alınan yerlerde, ve banyo gibi havuz gibi yerlerde, ayaklar ya çıplak, yarıçıplak basıldığı için, herhangi bir mantar bulaşmış insanın ayakları, veyahut ayakkabısı, terliği veyahut çorapları değmiş kimseden, o bakteriler size de bulaşabilir ulaşabilir O yüzden bulaşıcıdır o bakteriler çoğu olaraktan Başka insanlara saldırır az o yüzden mantar hastalığı olan kimselerin bastığı yerlerde, yürüdüğü yerlere, eşyalarına, sizin eşyalarınızın, elbiselerinizin, çoraplarınızın karışması, bu hastalığa davetiye çıkarır.

TEDAViSi

Tedavisine gelince bunun tedavisini Ben de bilmiyorum, Fakt öyle drumlardan sakınmak bir önelmedir. Ben önleyici tedavisini biliyorum, öyle bir hastalığa maruz kalan kimseler, ben kendim dahi Doktora gidip, mantar ilaçları var, kremleri var onları yazdıraraktan tedavi uyguluyorum, o mantar kremleri, o bakterileri öldürüp yok etmekte ve tedavi etmekteler.

SONUÇ

İşte bunu Ebu Talib'e ve bağlarsak burayı, Yani bir nevi bakteri hastalığı mantar hastalığı, Cehennemi yavaş yavaş tatmak gibi, ayakların altından cehennem azabı. Diri diri çürütülüp yenmek gibi bir şey.

Bu Bir Karaoğlan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesidir

Bilgilendirici Karoglan informations

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 31 Mart 2021

Bu öğeyi yazdır

RasitTunca-4 Urkıyaa Ümm Gülsüm ve Osman Zinnureyn
Gönderen: Raşit Tunca - 08-13-2026, 10:09 PM - Forum: Raşit Tunca Makaleleri - Yanıt Yok



Urkıyaa Ümm Gülsüm ve Osman Zinnureyn
Urkıyaa Ümm Gülsüm ve Osman Zinnureyn

Hz. Osman önce Rukiye’yi nikahladı. Onun ölümünden sonra da Ümmü Gülsüm’ü aldı. (bk. Heysemî, 6/18)

Hz. Osman (ra), hanımı Rukayye (ra) ağır hasta olduğu için, Resulullah (asm)'in izniyle Bedir savaşından geri kalmıştı. Rukayye ordu Bedir'de bulunduğu esnada vefat etmiş, Müslümanların zaferinin müjdesi Medine'ye ulaştığı gün toprağa verilmişti. Fiili olarak Bedir'de bulunmamış olmakla birlikte Resulullah (asm) onu Bedir'e katılanlardan saymış ve ganimetten ona da pay ayırmıştı (Üsdül-Gâbe, 3/586; Suyutî, Târihul-Hulefâ, s. 165; H.İ.Hasan, Tarihu'l-İslâm, 1/256).

Hz. Osman Bedir savaşı hariç, müşriklerle ve İslâm düşmanlarıyla yapılan bütün savaşlara katılmıştır.

Rukayye'nin vefat edişinden sonra Resulullah (asm), Hz. Osman (ra)'ı diğer kızı Ümmü Gülsüm (ra) ile evlendirdi. Hicretin dokuzuncu yılında Ümmü Gülsüm vefat ettiğinde Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştu:

"Eğer kırk tane kızım olsaydı birbiri peşinden hiç bir tane kalmayana kadar onları Osman'la evlendirirdim."

Hz. Osman (ra)'ın Ümmü Gülsüm (ra) ile evlenmesi hakkında Allah'ın istemesi diye bir rivayet bulunmamaktadır. Bu konuda İslam tarihi kitaplarındaki rivayetler şunlardır:

- Rasûlullah’ın kızı Ümmü Gülsüm, Uteybe b. Ebu Leheb ile nikahlanmış fakat düğünleri henüz olmamıştı. Rukiye isimli kızı da Ebu Leheb’in diğer oğlu Utbe ile nikahlanmış onun da düğünü henüz yapılmamıştı. Hz. Peygamber (asm)’e peygamberlik verilip Tebbet suresi inince Ebu Leheb iki oğluna,

“Eğer siz Muhammed’in kızlarını boşamazsanız yanınızda durmak bana haram olsun.” dedi. Harb b. Ümeyye’nin kızı olan anneleri de,

“Muhammed’in iki kızını da boşayınız. Çünkü onlar babaları gibi sapıtmışlardır.” dedi. Onlar da Hz. Peygamber (asm) kızlarını boşadı. Uteybe, Ümmü Gülsüm’ü boşadığı zaman Rasûlullah’a,

“Ben senin dinini inkar ettim ve senin kızını boşadım. Artık ne sen bana gel, ne de ben sana geleyim.” dedikten sonra Hz. Peygamber (asm)’e saldırdı ve Peygamber’in gömleğini yırttı. O sırada Uteybe ticaret için Şam tarafına gitmek üzereydi. Hz. Peygamber (asm) onun yüzüne bakarak,

“Allah’tan, köpeğini sana musallat etmesini dilerim.” diye beddua etti. Bundan sonra Uteybe Kureyşli tüccarlar ile yola çıkarak Zerka’ denilen bir yere vardılar. Oraya vardıklarında bir arslan onların etrafında dolaşmaya başladı. Uteybe feryad ederek,

“Vallahi Muhammed’in bedduası yüzünden bu arslan beni parçalayacak. İbn Ebî Kebşe (Muhammed) Mekke’dedir amma, benim katilim odur.” dedi. Arslan onların etrafında bir kaç kere dolaştıktan sonra kayboldu. Onlar da Uteybe’yi aralarına alarak yattılar. Arslan tekrar dönüp aralarından geçerek Uteybe’nin yanına vardı ve pençeleriye onun başını ezdi.

ve yine Hz. Osman (ra)'a "Üçüncü bir kızım olsaydı muhakkak ki seninle evlendirirdim." demişti (Üsdül-Gâbe, aynı yer).

Hz. Osman (ra) Resulullah (asm)'in iki kızıyla evlenmiş olduğu için iki nûr sahibi anlamında, "Zi'n-Nureyn" lakabıyla anılır olmuştur. Zatü'r-Rika ve Gatafan seferlerinde Resulullah (asm), onu Medine'de yerine vekil bırakmıştır (Suyuti, a.g.e., 165).

* * *
Resûl-i Ekrem Efendimize (asm) peygamberlik vazifesi verilmeden önce dünyaya gelen Hz. Hafsa (ra), daha önce Huneys b. Huzayfe'yle (r.a.) evlenmişti. Huneys vefat edince Hz. Hafsa dul kalmıştı."

Hz. Ömer, kızını evvelâ münasip bir dille Hz. Osman'a, on­dan müsbet cevap alamayınca da Hz. Ebû Bekir'e vermek is­temişti. Ancak o da bu isteğine müsbet veya menfî hiçbir ce­vap vermemişti.

Bu durum karşısında üzülen Hz. Ömer, Resûl-i Ekrem Efen­dimize başvurarak olup bitenleri anlattı. Hz. Ömer'in gönülden arzusunu farkeden Peygamber Efendimiz, kendisini daha fazla üzüntü içinde bırakmak istemedi ve, "Ben, sana Osman'dan daha hayırlı bir damat, Osman'a da senden hayırlı bir kayınpe­der söyleyeyim mi?" diye sordu. Hz. Ömer, "Söyleyin yâ Resûlallah" deyince, Resûl-i Ekrem, "Sen, kızın Hafsa'yı ba­na nikâhlarsın; ben de kızım Ümmü Gülsüm'ü Osman'a nikâh­larım!" buyurdu.Hz. Ömer'i bu teklif fazlasıyla sevindirdi ve derhâl kabul et­ti. Böylece, Peygamber Efendimiz, Hz. Hafsa'yı Ezvac-ı Tâhi-rat arasına alırken, kızı Hz. Ümmü Gülsüm'ü de Hz. Osman'a nikahladı. Hz. Osman, daha önce de, Peygamberimizin vefat eden kızı Hz. Rukiyye île evliydi. Hz. Ümmü Gülsüm'le evle­nince kendisine "Zinnureyn (İki Nur Sahibi)" lâkabı verildi. (İbn-i Sa'd, Tabakat, 8/81-83)

Bu bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems, 09 Mart 2021

Bu öğeyi yazdır

RasitTunca-4 Peygamberimizin Risalet yolunda Yalnız Kalışı ve Taif deki Akrabalarını Ziyareti..
Gönderen: Raşit Tunca - 08-13-2026, 10:08 PM - Forum: Raşit Tunca Makaleleri - Yanıt Yok



Peygamberimizin Risalet Yolunda Yalnız Kalışı, ve Taif'deki Akrabalarını Ziyareti...

Bismillahirrahmenirrahim.

Peygamberimizin Risalet Döneminde, Mekke'liler O'na düşman kesilmişler, Peygamberliğini ve Dinimiz islami Kabul etmedikleri gibi, birde peygamberimizi bu davadan vazgeçirmek için, O'na ve O'na inanlara, Meke'de Yaşayacak yer bırakmazcasına, birde ambargo uyguluyorlardı. O'nu Mekke'den de kovmak istiyorlardı, aralarında görmek bile istemiyorlardı. Peygamerimizin ve ilk Müslümanların, bütün azıklarının da bittiği bir vakitte, Peygamberimiz Taif'deki akrablarından yardım umup, belki onlar O'na ve davasına sahip çıkıp, yardım ederler diye, Mekke'den iki gün uzaklıkta ki Taif'e yola çıkar. Onlara (Dayısı gile) varınca, Peygamber olduğunu, ve O'na sahip çıkıp, O'na ve arkadaşlarına, bu zor günlerinde destek çıkmalarını ister. Fakat umduğunu bulamaz, ve O'na derler ki: Bildiğım kadarıyla Dayısının büyük oğlu der ki:
"Mekke' nin büyükleri dururken, Peygamberlik Abdülmüttalip'in öksüzüne mi kalmış"

diye güler ve, kendi çocuklarına ve Taif'in çocuklarına, O'nu taşlatarak Taif'den kovar, o sırada Peygamberimizin ayakları kan revan içinda kalır, ve Peygamberimiz Rabbimize feryad eder:

"Beni kimlerin eline bıraktın Rabbim" der.

Ve Cenabı Mevla Cebrail'e emreder "Habibimin kanı yere damlamadan yetiş, yere damlarsa yeri göğü yakarım" buyurur. Cebrail o güne kadar böyle hızla ve süratle yeryüzüne inmemiştir, aynı şimşek gibi yeryüzüne iner, ve kan yere damlamadan yetişir. Ve Rabbimiz Cebraile emretmiştir, O ne dilerse yap diye. Ve Hz. Cibril buyurur:
"Ya Rasulallah! iste (dile benden) şu iki kanadımla burayı gark edeyim" buyurur.
(Yani, eğer bunlara beddua edersen, şu iki kanadımla burayı gark ederim)
Peygamerimiz ise cevaben:
“Hayır, istemem, bilakis Ben, Allah’ın, bunların soyundan gelecek olan, iyi nesiller hatırına, O'nları ve bana yaptıklarını bağışlamasını arzu ederim. Halbuki bilmiyorlar, bilseler yapmazlar” buyurdu.

Peygamberimiz, oradan ayrılırken, yakınlardaki bir üzüm bağına sığındı. Bu arada, bağ sahiplerinin Hristiyan kölesi olan Addâs, Peygamberimize bir tabak üzüm getirdi. Peygamberimizin üzümü yemeye başlarken “Bismillâh” demesi Addâs’ın dikkatini çekince, konuşmaya başladılar. Ve Peygamber Efendimiz olayı Addas'a anlattı, Peygamber Efendimizin davranış ve konuşmalarından etkilenen Addâs, orada Müslümanlığı kabul etti.

Ve O'ndan (Addas r.a.) rivayetle bize ulaşan şu dauayı yaptı:

“Allahım! Beni göz açıp kapayıncaya kadar, hattâ ondan daha az bir zaman bile, nefsimin eline bırakma. Hatta, en yakın akrabamın eline bile bırakma”

Bu bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems, 07 Mart 2021 Pazar, saat 02:05

Bu öğeyi yazdır

RasitTunca-4 Kahin ve Kehanet Nedir? Gaybi Bilgi Nedir? Keşfi Bilgi Nedir?
Gönderen: Raşit Tunca - 08-13-2026, 10:06 PM - Forum: Raşit Tunca Makaleleri - Yanıt Yok



Kahin ve Kehanet Nedir? Gaybi Bilgi Nedir? Keşfi Bilgi Nedir?

Bismillahirrahmanirrahim

Selamün Aleyküm
Bu makalemiz, Kahin ve Kehanet hakkında olacak.

Bu gece Kadir Gecesi olduğu varsayılan gecelerden bir gece 2021 senesi Ramazan’ının 27 si

9 Mayıs 2021 gece saat Avusturya saati ile 12:55
ve Kadir Gecesi Berat gecesi gibi gecelerde, tövbe etseler bile affedilmeyecek olan kimseler, hadis-i şerifte sayılmış, bu konuyu forumlarımızda, bloglarımız da işledik, fakat hadisin metnine de kaynağına da ulaşamadım.

Hadiste geçen şu şekilde :


Kadir ve Berat Gecesi Gibi Gecelerde, Affedilmeyecek Olan Kimseler, Kimlerdir?

Bu Gecelerde Allah mağfireti ile bütün Müslümanları bağışlar, fakat şu amelleri işleyenler, o kötü amellerini terketmedikçe, tövbe etseler bile, tövbeleri kabul olmayıp, affedilmeyeceklermiş :

1)Kahinler yani gayıptan haber verenler,

2) Büyü yapanlar,

3) Kinciler düşmanlık güdenler,

4) İçkiye devam edenler,

5) Ana-babasını incitenler ve Akrabası ile alakayı kesenler

6) Zinaya devam edenler ve zinayı savunanlar.

(Hadisi ve kaynağını bulamadım)

Burada kahinlik meselesi, Gelecekten, gaipten haber verme meselesi olaraktan işlenmiş.
Peki kahinlik, gelecekten haber vermek midir? falcılık mıdır?
Mesela haber verilen gelecek, gelecek midir acaba!
Bu konuyu daha önceki vaazlarımın birisinde anlatmıştım.

Mesela Ben Ankara’yı gördüm, orada bir sene bulundum, ve oradaki gezdiğim gördüğüm yerleri Yakinen (Yakin bilgisi ne demektir ona bk.) biliyorum,
Fakat diyelim ki sen Ankara’ya Hiç gitmedin, fakat Ankara’nın varlığından haberdarsın, fakat  Ankara nasıl bir yerdir, hiç haberin yok.  Ve ben sana, Ankara’da “Hacı Bayram Veli” Türbesi şöyledir, Kızılay böyledir, Cebeci şöyledir, Cebeci Cami şuradadır, şöyle dir diye, böyledir diye haber versem, sana bu malum olmayan (bilinmeyen) bilgileri verdiğim zaman, fakat bana malum olan (bilinen), benim yakinen (bildigim) malum olan, yani bildiğim bu bilgileri, sana verdiğim zaman, benim için gayıb olmayan bir bilgi iken, Senin için bu bilgiler, gayıb (gaip ten, gelecekte olan) ta olan bilgiler. hal böyle olunca, her gaipten haber verildiği söylenilen bilgi, gaibi bilgi değildir, o bilgiye yakinen ulaşmış kimseler olabilir, veyahut keşfen bilmiş kimseler olabilir, veyahut fiziksel olaraktan, o bilgilerin olabileceğini  deneyleri ile ispatlamış kimseler olabilir. o yüzden bazı bilgiler, o bilgiye ulaşmamış kimseler için, gaibi bir bilgi iken, o bilgiye ulaşmış kimseler içinde ise, halihazırda mevcut bilgilerdir.
işte kahinllik veyahut Kehanet oluşturmak, böyle bilgilerden haber vermek değildir. Kahinlik, bilakis :  olması ihtimal dahilinde olmayan bazı olayların, gelecekte bir yerde olacağını varsayaraktan, insanların aklını yanlış bir tarafa yönlendirme ile, fiziken o frekansların, yani kuantumun bazı kimselerin aklında (Tahayyülünde), ve onların hayatında oluşmasına, kader tahtasına yazılmasına sebep olmak gibi bir şeydir.

Keşfi Bilgi

Keşfi Bilgi demek Allah’ın veli kullarının, yahut Salih kullarının, meleklerden, cinlerin müminlerinden, hayvanlardann bitkilerden, ve yarattığı diğer mahlukattan, kopya bilgiler alaraktan verilmiş, haber niteliğinde bilgilerdir.

Mesela:

Örnek verirsek, cinlerin müminleri, yalan söylemeyen cinlerdir.  onların ömürleri, insan ömrü gibi değildir, uzundur. 500 sene, 600 sene bin sene yaşayanları olduğu söyleniyor. Bildiğim kadarıyla, “Cin Mescidi” (Cin Suresinde Gecen olay ve siyeri neebide Cin mescidi vakasına bknz.)nde Peygamberimizi görmüş olan, en son Peygamberimizin Ashabı olan cin, galiba ölmüş. yani 1500 sene yaşayanı yok, o yüzden mesela Osmanlı 600 sene öncesi gibi, mesela bir cin, Fatih Sultan Mehmet’in başından geçen bir olayı, Mümin bir cin haber verdiği zaman, hiç bilinmeyen bir bilgi ve haber ortaya çıkabilir. işte böyle bir bilgi keşfi bilgidir. Bu sadece örneklerden bir örnektir. Bunun meleklerden verileni, diğer mahlukattan verileni olabilir, yani kopya bir bilgidir, Fakat insanların ekserisi tarafından bilinmeyen bir bilgidir.

Hal böyle olunca, süfli cinlerin, yani yalancı cinlerin, Yalan söyleyen cinlerin, kafir cinlerin, yalan haberleri de olabilir, böyle bir bilgi, mesela 2012 senesinde kıyamet şirince’de kopacak meselesi gibi, yalan ve safsata bir haber ve Kehanet.  işte cinlerin süfli olanlarına güvenilmez, verdikleri Haberlere de güvenilmez. Iyi kimseler iyilerle beraberdir, onların yanındaki cinlerde, Sadece iyi cinler değildir, kötü cinlerde bulunur, onlar düşmanlık etmek için bulunur, Şeytanlarda bulunur, onlar da düşmanlık etmek için bulunur, fakat iyi cinler onlarla alaka kurup, iyi haberler verebilir, Kuşlar kurtlar da verebilir, Çünkü Nuh Aleyhisselam hayvanlarla konuşmuş, hayvanlar  onun sözünü dinlemişler, itaat etmişler, yine Süleyman Aleyhisselam hayvanlarla konuşmuş, hayvanlar ona itaat etmişler, Cinler ve şeytanların da bazıları, Süleyman Aleyhisselam’ın emrine itaat eden askerleriymiş, yine şeytanlardan bile Mümin olan itaatkar şeytanlar varmış, Nitekim Peygamberimiz buyurdu “Benim şeytanım Müslüman oldu, bana iyilikten başka şey haber vermez” buyurmuşlar, bir hadis-i şerifinde. Mesela bir Karganın 500 sene yaşadığı söyleniyor, senin şahid olamadığın çok şeye şahit olmuş olabilir değil mi? ve sana, şahit olduğu bir olaydan haber verse, işte herkes karga ile henüz daha konuşamadığı için, sadece senin bilebildiğin, keşfi bir bilgi olmuş olur değil mi?
Öyle olunca. Mümin ve müslüman olan kimse, Yalan söylememelidir, yanlış yapmamaya gayret etmelidir, bu konuda, Allah’ın emirlerine itaat ile gayret etmelidir, hatada etse tövbe edip Hatasından dönmelidir, yalanda söylese, Doğru söylemek için gayret etmelidir, alkol de alsa bundan vazgeçmek için gayret göstermelidir, çaba göstermelidir, “Hatasından dönen, Hiç hata işlememiş gibidir” ayeti kerimesi kur’an-ı Kerim’de boş bir ayet değildir. “ettaibu minezenbu, Kemen la zenmbeleh” günahından dönen Hiç Günah işlememiş gibidir, buyuruyor Rabbimiz. Öyle olunca hatada ısrar etmemek gerek. Hata yapmak hali, insan olmamızın hali, O yüzden hata yapmayan olmaz, fakat hatasında ısrar etmemeli, ve bu hatadan dönmek için gayret göstermeli, çaba göstermelidir, işte kehanetler oluşturmamalı, Ne insanları fazla ümitle ümitvar edip, Zevki sefaya daldırmalı, nede korkutup yeis içinde bırakmalı.  peygamberimizin dediği gibi,  vusta yol en güzel yoldur, orta yol ile irşad etmek, en güzel yoldur. ama günahta aşırı gidenleri korkutup uyarmalı,  fazla rahatlıkta oyalananları da yine Zevki sefa da olanları da uyandıraraktan, en azından insanın sonunu bekleyen ölümden haber vererek,  bu zevki sefanında bir sonu olduğunu onlara göstererkten, edepli, terbiyeli, ahlaklı, düzenli yaşamayı göstermek, ve öğretmek lazımdır.

Velilerin Allah dostlarının haber verdiği bilgiler, bazen geleceğe dair bilgiler olabilir. Onu da başta anlattığımız gibi, o bilgiler şu an size malum değil, ama Allah katında zaman ve mekan olmadığı için, meleklerde o konuda bizden daha ileri de olduğu için, ki Nitekim kur’an-ı Kerim’de yer alan, Meleklerin dedigi “Dünyayı kavga ve karmaşaya sokacak olan, insanlığımı, sen halife seçiyorsun” demeleri gösteriyor kiö onların da bazılarının geleceği görebildiklerini. Melekler deö bazı Allah dostlarına, Gelecekten bazı bilgileri fısıldayabilirler ilham yoluyla, öyle olunca, meleklere malum olan bu bilgi, işte alimde de ortaya çıkınca, İşte bu bilgiler, sana, ona, buna malum değil, gaibi bilgi iken, o Alim ve meleklere, o bilgi malum bilgilerdir. o yüzden bunlar Kehanet değildir. Evet işte kafir cinlerin ve şeytanların verdiği bazı haberler, yanlış ve tam bilgi olmadıkları için, çalıntı bilgiler oldukları için, Aslı ve Fesli olmayan bazı sonuçlar ortaya doğurabilir.
işte orada ki güzel gecelerde (Berat,Kadir,Bayram,Cuma…) affedilmeyecek olan  kimseler arasinda olan, Kehanet yapan kimseler, işte böyle şeytanlarla ve sufli cinlerle alaka kurup, onlardan haber alan kimselerin, verdiği bilgileri, insanlara yayan kimselerdir. Yani şeytanlara ve cinlerin kâfirlerine bir nevi tapan kimselerdir. Onların verdiği Haberlere itibar edilmez. Kehanet yapanlar, işte Allah katında Tövbe de etseler, Kadir Gecesi’ni de İhya de etseler, onlarla  (Kafir cin,.. vesaire) alakalarını  kesmedikçe, affedilmeyecek lerdir. hadis-i şeriflerle sabittir, dediğim gibi hadisin kaynağına ulaşamadım, bulanlar, İnşallah internette yazarlarsa, yayınlarlarsa, bizde bir gün, o hadisin metnini ve orijinalini ve kaynağını gireriz vesselam.

Karoglan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 9 Mayıs 2021
Bu bir Karoglan Makalesi dir.

Bu öğeyi yazdır

RasitTunca-4 Mevsim Nedir? Mevsimler Nasıl Oluşur? 4 Mevsimin isimleri Nelerdir?
Gönderen: Raşit Tunca - 08-13-2026, 10:04 PM - Forum: Raşit Tunca Makaleleri - Yanıt Yok



Mevsim Nedir? Mevsimler Nasıl Oluşur? 4 Mevsimin isimleri Nelerdir?

Mevsim nedir?
Mevsimler Dünyanın güneş etrafında dönmesi sonucunda, gün ve gecelerin uzunluğuna bağlı olarak belirlenen, senenin dört bölümünden her biri. Dönme sonucu ortaya çıkan değişiklik, güneşten alınan ısı miktarının da farklı olmasını doğurur. Mevsimler arası sıcaklık değişmesi, özellikle ılımlı bölgelerde kendisini en fazla gösterirken, ekvatorda bu oldukça azdır. Kutuplar ise daima soğuktur. Ancak sıcaklıkta, mevsimlere bağlı olarak bir değişiklik fark edilir.

Mevsimler hangileridir ?
Yaz Mevsimi
Yaz, en sıcak mevsimdir. Kuzey Yarım Küre'de en uzun günler yazda gerçekleşir. Dünya ısıyı depo ettiği için en sıcak günler genellikle yaklaşık iki ay sonra ortaya çıkar. Sıcak günler Kuzey Yarım Küre'de 21 Haziran ile 22 Eylül arasında, Güney Yarım Küre'de ise 22 Aralık ile 21 Mart arasındadır.
Sonbahar Mevsimi
Sonbahar, yaz ile kış mevsimleri arasındaki mevsimdir. Kuzey yarım kürede Eylül, Ekim ve Kasım; güney yarım kürede ise, Mart, Nisan ve Mayıs aylarına denk gelir. Gündüzler kısalır, geceler uzar. Güneş, erken batar. Daha az ısı ve ışık verir. Serin, yağmurlu ve rüzgarlı günlerin sayısı artar. Kış mevsiminin habercisidir.
Kış Mevsimi
Kış, 4 mevsimden biridir. Aralık , Ocak, Şubat, aylarından oluşur. Bu mevsim mevsimlerin en soğuğu olup hava sıcaklığı eksilere doğru düşer ve bu düşmeyle kar ve yağmur yağışı artar. Türkiye'de kış ilk olarak Kuzey Doğu Anadolu Bölgesi'nde başlayarak batıya doğru ilerler.
İlkbahar Mevsimi
İlkbahar veya ilkyaz, doğa döngüsünde kış ile yaz arasındaki mevsimdir. Kuzey yarım kürede Mart ve Haziran arasıdır. İlkbaharda ağaçlar çiçek açar, hava sıcaklığı artmaya başlar. Bu mevsimde karların erimesi ve bol miktarda yağışların yağması ile su yatakları olan dereler, göller, göletler ve barajlar su ile dolar.Güneş, Güneş Sistemi'nin merkezinde yer alan yıldızdır. Orta büyüklükte olan Güneş tek başına Güneş Sistemi'nin kütlesinin % 99,8'ini oluşturur. Geri kalan kütle Güneş'in çevresinde dönen gezegenler, asteroitler, göktaşları, kuyrukluyıldızlar ve kozmik tozdan oluşur. Günışığı şeklinde Güneş'ten yayılan enerji, fotosentez yoluyla Dünya üzerisindeki hayatın hemen hemen tamamının varolmasını sağlar ve Dünya'nın iklimiyle hava durumunun üzerinde önemli etkilerde bulunur.

   

   

Mevsimler Nasıl Oluşur ?
Mevsimler, ekliptik denilen dünyanın güneş etrafındaki yörüngesinin düzlemiyle dünyanın dönme ekseninin yaptığı açı sonucu ortaya çıkar. Bu sebeple dünyanın güneş etrafındaki hareketi sırasında kuzey ve güney yarım kürelerin yönelmesi değişir. 21 Marttan 23 Eylüle kadar kuzey yarım küre, güneye göre güneşe daha dönüktür ve daha çok güneş tarafından ısıtılır. Bu durum 23 Eylül- 21 Mart arasında tersine döner. Böylece kuzey yarım küresindeki mevsimlere 21 Marttan başlayarak aşağıdaki gibi isim verilmiştir: İlkbahar, 21 Mart-22 Haziran; yaz, 22 Haziran-23 Eylül; sonbahar, 23 Eylül-22 Aralık; kış, 22 Aralık-21 Mart. Güney yarım küresinde mevsimlerin sırası tersine olup, ilkbahar 23 Eylül de başlar.

Mevsimler Dünya'nın kendi dönüşünün, güneşin etrafında döndüğü yörünge ile aynı hizada dönmemesinden kaynaklanırlar. Böylece yeryüzünden gök'e bakıldığında güneş dünyanın heryerinde farklı bir yükseklikte gökyüzünden geçer.

"Kuzey-kışı" döneminde dünyanın Güneyküresi güneşe doğru yöneliktir, ve Kuzeyküresi daha az Güneş ışığı alır. "Güney-kışı" döneminde ise dünyanın Kuzeyküresi güneşe yöneliktir ve kuzeyde sıcak mevsimler başlar. Yani dünyanın Kuzeyküresinde Yaz başladığı zaman Güneyküresinde (örneğin Güney Afrika ya da Avustralya'da) kış başlar.

Dünya'nın eksen eğikliği ve yıllık hareketine bağlı olarak dört önemli gün ortaya çıkar. Bu günler mevsim başlangıcı olduğu için “Gündönümü” adı da verilir. 21 Mart ve 23 Eylül Ekinoks tarihleri, 21 Aralık ve 21 Haziran Solsüs tarihleridir.

Gündönümü tarihleri gündüz sürelerinin uzamaya veya kısalmaya döndüğü tarihlerdir. Ekinoks tarihleri ise güneş ışınlarının Ekvator'a dik düştüğü ve bütün Dünya'da gece ve gündüz sürelerinin eşit olduğu tarihlerdir. Eğer eksen eğikliği olmasaydı, Dünya güneş etrafında dolanırken, güneş ışınlarının yere düşme açısı değişmeyecek, sıcaklık değişimleri gerçekleşmeyecek, böylece mevsimler de oluşmayacaktı.



    Kuzey Yarımküre -Güney Yarımküre
    İlkbahar 21 Mart-21 Haziran Sonbahar
    Yaz 21 Haziran- 23 Eylül Kış
    Sonbahar 23 Eylül- 21 Aralık İlkbahar
    Kış 21 Aralık- 21 Mart Yaz


Coğrafya konuların arasında yer alan Mevsimler Nasıl Oluşur? konusu oldukça ilgi çekici ve herkesin bilmesi gereken önemli bir husustur. Peki, Mevsimler nasıl oluşur? Mevsimleri oluşmasında etkili faktörler nelerdir?

Gece gündüzün oluşumu ve Mevsimleri oluşumu birbiri ile bağlantılı hareketlerdir. Dünyanın güneşin etrafında yaptığı yolculuğa yörünge denir. Dünya güneş etrafında yörünge üzerinde yolculuğunu gerçekleştirirken gün ve gece sürelerinde farklılıklar meydana gelir. Bu durum sonucunda da her sene 4 mevsim oluşur.
Mevsimler arası sıcaklık değişimleri Ekvator ve Kutup bölgelerinde çok fazla değişmemektedir. Ekvator daima sıcak, kutuplar ise mevsim fark etmeksizin daima soğuktur.


Mevsimler Nasıl Oluşur?
Mevsimleri oluşumunun tanımı tam olarak şöyle yapılır;
“Dünyanın güneş etrafında yaptığı dönüş sonrasında havanın ısınması ve soğuması mevsimleri oluşturmaktadır. Dünya güneş etrafında dönmesi sonucunda bir açı oluşturur. Oluşan açı da bir nevi mevsimlerin oluşmasını sağlar.”
Gündönümü Nedir? 21 Mart ve 23 Eylül Tarihleri Hakkında Bilgi
Dünyada güneşi sürekli dik açıyla alan bölge Ekvator'dur. Dolayısıyla sürekli yaz ayları yaşanır. Dünya’nın eksen eğikliği ve yıllık hareketine bağlı olarak dört önemli gün karşımıza çıkar. Bu günlere mevsim başlangıcı olduğu için Gündönümü adı da verilir.
21 Mart ve 23 Eylül Ekinoks tarihleri, 21 Aralık ve 21 Haziran Solstis tarihleridir. Gündönüm (solstis) tarihleri, gündüz sürelerinin uzamaya veya kısalmaya başladığı; ekinoks tarihleri ise güneş ışınlarının ekvatora dik düştüğü ve bütün dünyada gece ile gündüz sürelerinin eşit olduğu tarihlerdir.

Ekinoks Nedir? Ekinoks Tarihleri Hangileridir
Ekinoks kelime anlamı olarak “Gece ile gündüzün birbirine eşit olduğu tarih” olarak betimlenmektedir. Ekinoks tarihleri;
21 Mart ve 23 Eylül tarihleri: Güneş tam doğudan doğup tam batıdan batar.
Aynı boylam üzerindeki noktalarda güneş sadece ekinoks günlerinde aynı anda doğar ve batar (12 saat ara ile)
Mevsim Değişikliklerinin Sonucunda Neler Yaşanır?

    Bazı canlılar daha sıcak bölgelere göç ederler.
    Tarım ve hayvancılık üzerinde etkisi vardır.
    Çiçekler yaz aylarında canlanırlar.

Mevsim Değişiklikleri Olmasaydı Neler Olurdu?

    Bölgede tek bir iklim görülürdü
    Tarım alanındaki faaliyetler etkilenirdi.
    Sıcağa veya soğuğa bağlı olarak hastalıklar olurdu.

İlkbahar Ekinoksu Nedir? 21 Mart İlkbahar Ekinoksu'nda Neler Oluyor?

İlkbahar Ekinoksu, gündönümü ve ilkbahar mevsiminin habercisi olarak tanımlanır 21 Mart İlkbahar Ekinoksu bugün gerçekleşti ve sıcaklıklar artmaya başladı. Böylece ilkbaharın başlangıcı olmuş oldu. Dünyaca popüler arama motoru Google'da her yıl olduğu gibi yine bu yıl da ilkhabar gündönümünü unutmayarak anasayfasına bir görsel ile doodle hazırladı. Peki, 21 Mart ilkbahar Ekinoksu nedir? 21 Mart ilkbahar Ekinoksu'nda neler oluyor? Hangi olaylar gerçekleşiyor?
21 MART İLKBAHAR EKİNOKSU NEDİR?
21 Mart İlkbahar Ekinoksu'nda güneş ışınları ekvatora dik açı (90 derece) ile gelmektedir. Bu olayla birlikte gece ve gündüz birbirine eşitlenmekte, hem kuzey hem de güney kutbu aynı anda gündoğumu hattına girmektedir.

Böylece gün ışığı, her iki yarımküre arasında eşit olarak paylaşılmaktadır. 21 Mart İlkbahar Ekinoksu ile birlikte Güney Yarım Küre'de geceler gündüzlerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre'de ise gündüzler gecelerden uzun olmaya başlar. Böylece gün ışığı, her iki yarımküre arasında eşit olarak paylaşılmaktadır.

Sonbahar Ekinoksu Nedir? 21 Mart Sonbahar Ekinoksu'nda Neler Oluyor?

Güneş ışınlarının 21 Mart – 23 Eylül tarihlerinde Dünya’ya dik gelmesine ekinoks denilmektedir. Sonbahar ve ilkbahar ekinoksunun özellikleri birbirinden farklıdır ve bu olay Dünya’nın hem kendi ekseninde hem de Güneş’in etrafında dönmesinin sonucunda oluşmaktadır. Ekinoks Türkçede “gece gündüz eşitliği” olarak karşılık bulmuş Fransızca kökenli bir kelimedir.

Dünya kendi ekseni etrafında dönerken, aynı zamanda Güneş’in etrafında döner. Dünya’nın hareketlerine bağlı olarak gece ve gündüz oluşur. Gece ve gündüz süreleri, yıl içinde sürekli değişkenlik gösterir. Örneğin Türkiye‘de yaz aylarında gündüz süresi oldukça uzunken, kış aylarında gündüz süresi kısalıp geceler uzamaya başlar. İşte gece ile gündüz sürelerinin tüm dünyada eşitlendiği yılda sadece iki gün vardır. Bunlar da 21 Mart ile 23 Eylül ekinoksudur.

Güneş ışınlarının yıl içinde ekvatora dik olarak geldiği 21 Mart tarihi, Güney yarım küre için sonbaharın; Kuzey yarım küre için ise ilkbaharın başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Kuzey yarım kürede yaşadığımız için bu tarihi biz “ilkbahar ekinoksu” olarak adlandırırız. Bu tarihten sonra bahar gelir, doğa canlanır. Aynı tarih, Güney yarım kürede yazın bitmesine işaret etmektedir. Bu ekinokstan sonra Güneş ışınları Kuzey yarım küreye daha dik açılarla düşmeye başlar ve buna bağlı olarak sıcaklıklar artar. Güney yarım kürede ise bunun tam tersi olur.

EKİNOKSUN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?
(Ekinoks = Gece, gündüz eşitliği) Bu tarihlerden güneş ışınları. Ekvator'a dik gelir ve Aydınlanma Çemberi kutup noktalarından geçer.
Kuzey Yarımkürede 21 Mart ilkbahar, 23 Eylül sonbaharın başlangıcıdır. Güney Yarımkürede ise, 21 Martta sonbahar 23 Eylülde ilkbahar başlar ve şu olaylar yaşanır.
1. Güneş tam doğudan doğup tam batıdan batar.
2. Aynı boylam üzerindeki noktalarda güneş sadece ekinoks günlerinde aynı anda doğar ve batar (12 saat ara ile)
3. Her iki kutup noktasında da Güneş görülür.
4. Gel-git genliği en fazladır.
5. Ekvator'da cisimlerin gölge boyu sıfır olur.
6. Türkiye'de saat 12.00 'de oluş gölge boyu cismin boyuna en yakındır.

SONBAHAR EKİNOKSU NEDEN 2 GÜN GECİKİR?
Dünya’nın yörüngesinin elips olmasından dolayı dünya güneşe bazen yaklaşır, bazen güneşten uzaklaşır. Dünyanın güneşe en yakın olduğu tarih 3 Ocak’tır. Buna Günberi (perihel) denir. En uzakta olduğu tarih ise 4 Temmuz’dur. Buna Günöte (afel) denir. Dünya güneşe yaklaşınca güneşin çekim kuvvetinin artmasıyla dünyanın yörüngedeki hızı artar. Dünya güneşten uzaklaşınca güneşin çekim kuvvetinin azalmasıyla dünyanın yörüngedeki hızı azalır.
Bunun sonucunda; Dünya’nın güneşe yakın olduğu dönemde Dünya’nın yörüngedeki hızı arttığından Şubat ayı 28 gün olur. Dünya’nın yörüngedeki hareketi yavaşladığı zaman Kuzey yarımkürede yaz mevsimi yaşandığı zamandır. Dünya güneşten uzaklaştığı dönemde Dünya’nın yörüngedeki hızı azaldığından Kuzey Yarım Kürede yaz mevsimi iki gün daha uzun olmaktadır. Buna karşılık kış mevsimi ise hızın yüksek olduğu bir devreye rastladığından iki gün kısa sürmektedir.

Bu nedenle; Dünya’nın yörüngedeki hızı azaldığından eylül ekinoksu 2 gün gecikmeyle 23 Eylül’de gerçekleşir. Kuzey Yarım Kürede yaz mevsimi Güney yarım Kürede kış mevsimi daha uzundur. Kuzey Yarım Kürede ‘de kış mevsimi iki gün kısa olmaktadır.

Dünya’nın yörüngesinin elips şeklinde olması mevsim sürelerinin farklı olmasında ki temel etkendir.

Dikkat Editör Karoglanin Özel NOTU : Hz.Ali Demiştir ki Namaz Kılarken Şu Sağ ayağımın başparmağını mıh(Çivi) ile yere çakasım geliyor demiştir, yani  sağ ayak pergelin sabit ucunu yani Güneşi Temsil eder, diğer ayak ise, pergelin hareketli ucunu, yani dönen dünyayı temsil eder, ve burada asıl olan yaza giderken de, kışa giderken de Güneşi sağımıza almamız gerektiğidir. Dönüşün yönü uzayda ona göredir, yoksa senin benim duruşuma göre değildir..

Derleme Makalelerim

Konunun Üst Bölümü Internetten ALINTIDIR

Karoglan Makalesi

Raşit Tunca
Schrems, 31.07.2022

Bu öğeyi yazdır